Feride, Tekirdağ’a gitmeye hazırlanırken Hayrullah Bey onu yanına çağırır:
– Kızım, Tekirdağ’a gittiğinde kuzenin Kamran da orada olabilir.
– Biliyorum, bunda bir sakınca mı gördünüz?
– Hayır, sadece seni tekrar üzmesini istemem.
– Beni üzeceği kadar üzdü o zaten, daha da üzebileceğini sanmam.
– Ama sen yine de dikkat et kızım, senin gönlünü almak isterse ona kanma sakın.
– Benim gönlümü hayatta alamaz o zaten.
Feride, Tekirdağ’da Kamran’dan olabildiğince uzak durmaya çalışıyordu fakat gönlü bunu istemiyordu.
Feride, Kuşadası’na geri döndükten sonra öğretmenliğe devam edkip değişti er. Kuşadası’nda öğretmenlik yaparken Feride, ne kadar çabalasa da Kamran’ı unutamaz. Tekrar Tekirdağ’a gittiğinde Kamran da oradadır. Bir gün Feride, köşkün içinde dolanırken bir defter bulur. Bu defter Kamran’ın İsviçre’deyken yazdığı günlüktür. Feride, Kamran’a sormadan bu defteri okur ve Kamran’ın onu gerçekten sevdiğini anlar. Bunu öğrendikten sonra Müjgan’la konuşur:
– Ne yapacağım ben şimdi abla?
– Ne mi yapacaksın, sen Kamran’ı sevmiyor muydun?
– Evet seviyorum.
– O zaman onunla konuşmalı ve onu sevdiğini söylemelisin.
Feride, defalarca kez Kamran’la konuşmuş fakat Müjgan’ın dediğini yapamamıştır. Feride Kuşadası’na döndüğünde Kamran’a bir mektup yazar. Yazdığı mektupta Feride, Kamran’ı hala daha sevdiğinden söz eder. Mektubun yanında da Anadolu’da öğretmenlik yaparken yazdığı günlüğünü Kamran’a yollar. Kamran, Feride’nin günlüğünü okuduktan sonra Feride’yi görmeye Kuşadası’na gider. Feride okuldayken ona bir ziyaretçisinin olduğu ve boş bir sınıfta beklediği söylenir. Feride, sınıfa girince kendisine kutular içinde fondan getirmiş olan ziyaretçisini görür.


