Çalıkuşu Alternatif Son

Feride, Tekirdağ’a gitmeye hazırlanırken Hayrullah Bey onu yanına çağırır:

– Kızım, Tekirdağ’a gittiğinde kuzenin Kamran da orada olabilir.

– Biliyorum, bunda bir sakınca mı gördünüz?

– Hayır, sadece seni tekrar üzmesini istemem.

– Beni üzeceği kadar üzdü o zaten, daha da üzebileceğini sanmam.

– Ama sen yine de dikkat et kızım, senin gönlünü almak isterse ona kanma sakın.

– Benim gönlümü hayatta alamaz o zaten.

Feride, Tekirdağ’da Kamran’dan olabildiğince uzak durmaya çalışıyordu fakat gönlü bunu istemiyordu.

Feride, Kuşadası’na geri döndükten sonra öğretmenliğe devam edkip değişti er. Kuşadası’nda öğretmenlik yaparken Feride, ne kadar çabalasa da Kamran’ı unutamaz. Tekrar Tekirdağ’a gittiğinde Kamran da oradadır. Bir gün Feride, köşkün içinde dolanırken bir defter bulur. Bu defter Kamran’ın İsviçre’deyken yazdığı günlüktür. Feride, Kamran’a sormadan bu defteri okur ve Kamran’ın onu gerçekten sevdiğini anlar. Bunu öğrendikten sonra Müjgan’la konuşur:

– Ne yapacağım ben şimdi abla?

– Ne mi yapacaksın, sen Kamran’ı sevmiyor muydun?

– Evet seviyorum.

– O zaman onunla konuşmalı ve onu  sevdiğini söylemelisin.

Feride, defalarca kez Kamran’la konuşmuş fakat Müjgan’ın dediğini yapamamıştır. Feride Kuşadası’na döndüğünde Kamran’a bir mektup yazar. Yazdığı mektupta Feride, Kamran’ı hala daha sevdiğinden söz eder. Mektubun yanında da Anadolu’da öğretmenlik yaparken yazdığı günlüğünü Kamran’a yollar. Kamran, Feride’nin günlüğünü okuduktan sonra Feride’yi görmeye Kuşadası’na gider. Feride okuldayken ona bir ziyaretçisinin olduğu ve boş bir sınıfta beklediği söylenir. Feride, sınıfa girince kendisine  kutular içinde fondan getirmiş olan ziyaretçisini görür.


Çalıkuşu Mektup Çalışması

21/12/2018 İstanbul

Sayın Reşat Nuri Güntekin,

Size, yazmış olduğunuz “Çalıkuşu” adlı romanı çok beğendiğimi söylemek istiyorum. Yazdığınız kitap, beni gerçekten çok etkiledi. Sizin, daha önce hiçbir eserinizi okumamış olsam da bu romanınızı okuduktan sonra başka eserlerinizi de okumayı iple çektiğimi söyleyebilirim. Kitap hakkındaki duygu ve düşüncelerimi size anlatmak için bu mektubu yazma kararı aldım.

İlk olarak size, yazdığınız romanın çok sürükleyici olduğunu söylemek istiyorum. Her bölüm bittiğinde “sonra ne olacak?” diye merak ettim. Bu yüzden kitabı kısa bir sürede bitirdim. Bunun yanı sıra, üslubunuzu da çok beğendim. Kitabı okurken neredeyse hiç zorlanmadım. Kitaba başlamadan önce, bilmediğim bir sürü kelimeyle karşı karşıya kalacağımı düşünüyordum fakat kitabı yazdığınız tarihe rağmen kelimeleri anlamak konusunda bir sorun yaşamadım. Ayrıca, akıcı bir dil kullanmanız romanı okumamda büyük kolaylık sağladı.

Kitapta çoğunlukla duygusallık işlenmiş. Kitabın başlarında Feride’nin annesi ve babasının ölümü okuyucuyu üzüyor. Sonra, Kamran’ın Feride’yi aldattığını öğreniyoruz. Daha sonra Feride’nin evlat edindiği kızı Munise hayatını kaybediyor. En sonunda Kamran ve Feride evleniyor. Kitapta bu şekilde bir sürü duygusal an var.

Romanın başkahramanı Feride’nin karakterini ve zaman geçtikçe yaşadığı değişimi çok güzel anlatmışsınız. Feride; ne kadar değişip, olgunlaşmak zorunda kalmış olsa da özünde hiç değişmemiş, hep “Çalıkuşu” kalmış. Bunu, mektebi bitirdikten sonra hala daha küçük çocuklarla vakit geçirmek istemesinden ve bundan ötürü Anadolu’da bir köyde öğretmen olmak istemesinden anlayabiliyoruz. Ayrıca o dönemde meydana gelen olayların Feride’de yarattığı duyguları da çok güzel anlatmışsınız.

Benim; okurken en çok zevk aldığım kısım, Feride’nin mektepte geçirdiği zamanlardı. Bunun sebebi, Feride’nin bu döneminin bana daha tanıdık gelmesi olabilir. Feride, en çok bu kısımda haylazlık yaptığı için de okuması çok zevkliydi.

Feride’nin; Ayşe teyzesini ziyarete Tekirdağ’a gittiğinde sohbet ettiği balıkçılara kendi ismini söyleyememesi, o dönemde yaşayan kadınların Türkiye’de çektiği zorluklara örnek oluşturmuş. Buna rağmen Feride, o dönemki çoğu kadına göre çok daha özgür. Bence, siz bu kitapta Feride’den bahsederken ülkemizde kadınların nasıl yaşaması gerektiğini gösteren bir model oluşturmuş oldunuz. Ne yazık ki kitabınızda verdiğiniz mesaj günümüzde de geçerli.

Feride’nin Anadolu’da bir köy okulunda öğretmenlik yapmak için Maarif Müdürlüğüne gidip başvuru alırken çektiği sıkıntılar, o dönemde eğitime verilen önemin ne kadar yerlerde olduğunu gösteriyor. Eğitim, ülkemizde o döneme göre çok büyük ilerleme kaydetmiş olmasına rağmen bence hala daha yetersiz. Bundan dolayı, Feride’nin kendi ismini balıkçılara söyleyemediği gibi, kitabınızda verdiğiniz mesaj günümüzde de geçerli sayılır.

Kitabınızda, Feride Anadolu’da oradan oraya giderken Kurtuluş Savaşı’nın izlerini de görebiliyoruz. Bu, kitabınızın bir başyapıt olmasının nedenlerinden biridir bence. İyi bir romanda, olayların geçtiği dönem iyi betimlenmiş olmalı. Siz de bunu başarmışsınız.

Kitabın sonunun mutlu olmasının temel sebebi Hayrullah Bey’in ölmeden önce Feride’den, bir mektubu Kamran’a iletmesini istemesidir. Kamran o mektubu almasaydı Feride’ye yalvarmayacaktı ve Feride, Kamran’a kızgın olmaya devam edecekti. Bundan dolayı Hayrullah Bey romanda çok önemli bir yere sahip olmuş.

Sonuç olarak yazdığınız kitabın çoğunlukla olumlu yönlerini görüp size ilettim. Tabi ki bazı hatalarınız vardır fakat kitap eleştirmek konusunda fazla bilgimin olmamasından ötürü bu konuda fazla yorum yapmak istemedim. Kitabınızı okuduktan sonra benim beğendim yazarlardan biri oldunuz. Umarım ki sizin yazmış olduğunuz eserleri daha çok insan okur ve benim etkilendiğim gibi etkilenir. Size iyi ve güzel dileklerimi iletiyorum.

Saygılarla,

Oğuz Yıldırım


Otobiyografik Şiir

KİMİM BEN?

Kimim ben acaba?

Hayat boyu sormuşumdur kendime

İlk başa dönersek

Hayallerimdim ben

Mavi gökyüzü

Beyaz bulutlardım

Hatırladığım ilk şey,

Eski evimizde ters oturup koltuğa

Pencereden dışarıyı seyretmemdir saatlerce

Dışarıda up uzun ağaçlar,

Sonsuz okyanuslar,

Gökyüzünde uçan balonlar,

Ve anlatılmamış öyküler, masallar

Yani evin karşı sokağından

En fazla bunları görürdüm

Ben kim olacaktım bilir misiniz?

Einstein kimse, Picasso kimse, Shakespeare kimse

Ben de o olacaktım

Küçükken nasıldım?

Annemi mükemmel

Babamı her şeyi bilir sanardım

Yazık, salaktım

Dünyayı böyle sanardım işte

Çocukluğum,

Piyanoda çalınan

Neşeli ve umutlu bir şarkıydı

Ben umutsuz bir aşığım

Hatta ilk anaokulunda reddedildim

O günden beri adeta lanetliyim

Her sevdiğim kız ayrı bir ses, ayrı bir notaydı

Her biri ayrı üzdü beni


Şımarık tiplerle büyüdüm hayatım boyunca

Bilmem tam olarak kimim ama

Kim olmadığımı bilirdim

Bunlar gibi değildim

Başkalarına sorarsanız

İşe yaramazın tekiyim

Önemsizim, Hele de çocuklarından

Onların maşallahı var

Bana ilk ağlak derlerdi

Sonra ağlamadım, duygusuz dediler

Sinirlendim atarlı dediler

O dönem söz verdim kendime

Kimseyi dinlemeyecektim

Büyük bir insan olacaktım büyüyünce

Bir sürü dost edindim yine de

Hepsi de ayrı karaktersizdi

İyi vakit geçirmedim değil ama

Ne maceralarım oldu

Hepsi ayrı bir müzikti

Ne oldu sonra

Akıllandım sonunda

İnsanlara baktım

Anneme babama baktım

İlk annemin evinden

Sonra babamınkinden kaçtım

Beyaz duvarların ardına kapandım

Başımı duvarlara vurdum

Yerlerde süründüm

Ağladım, hem de çok

Ben kimim?

Bileğimden akacak kan mıyım?

Dostlarımı kaybettim

Sevincimi, neşemi kaybettim

Aklımı kaybettim

Ama en kötüsü

Hayallerimi ve umudumu kaybettim


Eski beni hatırladım

Yine aynı soru

Ben kimim, kim olacaktım?

Şu kısacık ömrümde

Sanki yüz sene yaşlandım

Sonra aynaya baktım

Gittim koltuğa oturdum

Pencereden dışarı baktım

Ben kim miyim?

Ben, hepinizin bileceği

Daha yeni başlayan bir hikayeyim

Ben, tamamlanmamış bir senfoniyim

undefined